Temmuz ayı, çoğu sporsever için özel bir aydır. Tarihin geleneğe en sadık tenis turnuvası Wimbledon, Haziran ayı sonunda başlayıp Temmuzun ikinci haftası son bulur. Keza geleneğe bir o kadar bağlı Fransa Turu(Tour de France) temmuz ayının ilk gününde başlar ve Temmuzun son haftasına kadar devam eder. Sporda mirasın ve geleneğin ayı olan Temmuz; sinema ve sinema salonları için de önemli bir aydır. “Summer Blockbuster” dediğimiz yazı sallayan filmler genelde bu ayda izleyiciyle buluşur ve yüksek gişe rakamları elde eder. 1975 yılında Spilberg’ün Jaws’ıyla başlayan bu kavram hem ekonomik olarak sinema üreticilerine, hem salon sahiplerine hem de sinemayı keyif almak için kullanan izleyiciye yeni şeyler yaşatır. Ödül sezonu için büyük bütçeli filmler veya festival filmleri kış/sonbahar aylarını seçse de yazın açık havadan ve sırf eğlenmek için gidilen filmlerden alınan tat bir başkadır.
Bir an olsun 1980 yazında yaşadığınızı hayal edin. Değişimin on yılı 70’lerin kapanmasının ardından eğlencenin ve pop kültürünün zirve yaptığı 80’lerin başlangıcı. 1977’de vizyona girmiş ve tüm dünyayı sallamış Star Wars’un devam filmi Empire Strikes Back’in yayınlanıp yazın sinema salonlarını hınca hınç doldurduğu, yazın bir başka habercisi Wimbledon’un iki ikonik ismi Borg ve McEnroe’nun tarihi tek-erkekler finali ve Fransa Turu’nu Joop Zoetemelk’in kazanması. Bu üç farklı alana da baktığımızda üçünün de bağlamının yaz dışında pek değerlendirilemeyeceğini görüyoruz. Öğle saatlerinde, günü bir Wimbledon maçıyla açmak, ardından akşama doğru Fransa Turu’na geçip bisikletçilerin mücadelelerini izlemek ve havanın serinlemeye başladığı akşam saatlerini keyifli bir filmle kapatmak.
Belki okuduklarınız abartı bir romantizm ve güzelleme gibi gelebilir fakat sanatı, sinemayı ve sporu birleştirmek her zaman o kadar da kolay olmuyor ne yazık ki. Her mevsimin ve her mevsimin meyvesinin yaşattıkları ve tadı ayrıdır fakat yazda bir şeyler farklı. Sadece popüler sinemanın salonları doldurduğu bir mevsim olarak değil, bağımsız sinemanın da seyircisini açık havada bulduğu bir dönemden bahsediyoruz. Yaşadığım şehir Berlin’in film festivali Berlinale’nin açık havada tekrar gösterimler düzenlediği, sıcak Fellini filmlerini hatırlatan bu mevsimin tadı benim için ayrı.
İtalyan yazını iliklerimize kadar hissettiğimiz Call Me By Your Name, Audrey Hepburn klasiği Roman Holiday, 1964 senesindeki en unutulmaz Fransa Turu yarışlarından Anquetil-Poulidor rekabeti veya 2008’de oynanan Nadal-Federer finali… Bunlardan alınan haz yazın bir ayrı, bir özel. Yaz hep özel; çünkü kültürü, mirası ve en önemlisi geleneği bir araya getiren başka bir mevsim var mı bilemem.
FSD’yi Desteklemek İçin:
► INSTAGRAM
► DISCORD
► TWITCH
► TWITTER
► FACEBOOK
► BYNOGAME BAĞIŞ LİNK
► FSD tİSHO SATIŞ MAĞAZASI